Ana içeriğe atla

12 EYLÜL 1980 DARBESİ VE AK PARTİLİ YILLAR: BİR GENCİN GÖZÜNDEN 12 EYLÜL 1980 DARBESİ

Babamdan, dedemden, çevremde ki insanlardan ve belgesellerden izlediklerimi tekrar size anlatmayacağım. Bu yazıda, sizlere kendini kayıp bir neslin çocuğu olarak gören otuz iki yaşında olan fabrikada işçi olarak çalışıp sömürülen, üniversite mezunu olup mesleğini yapamayan birinin gözünden 12 Eylül 1980 Darbesini anlatacağım ya da anlatmaya çalışacağım.


Babamların yaş grubundan dinlediğim hikayelerin ortak yönü; ülkede yaşanan ‘’sağ-sol’’ çatışmasının darbeye zemin hazırlamasıydı. İyi de bu ülke kurulduğundan beri, öyle ya da böyle Milliyetçiler, Muhafazakarlar vatanın öz evladı, biz Sosyalistler ve aydınlığı savunanlar üvey evladı değil miyiz? Sosyalistler hain... Peki nasıl oluyor da devlet tarafından desteklenen, devletin tetikçiliğini yapan Milliyetçiler, Muhafazakarlar, devletin anayasal düzenini yıkmak için faaliyetler de bulunuyor? Bu soru aklımda dolanıp dururken, aklıma gelen yeni düşünce beni darbenin asıl nedenine götürüyordu. 24 Ocak Kararları ve Neoliberalizm.

24 Ocak Kararlarıyla uygulanmaya çalışılacak politiklar, Türkiye’yi sömürü cenneti haline getirecekti. Amerikan postallı, Amerikan kamuflajlı Kenan Evren’in başını çektiği darbecilerin eliyle sermayeye peşkeş çekildi bizim olmayan vatanımız. ‘’sağ-sol’’ çatışmasının geri planın da yerli ve yabancı sermaye vardı. Vatan sevgisi, Amerika’nın yeşiline yenildi. Bu yenilginin etkisini darbeden kırk üç yıl sonra günümüzde de hissetmeye devam ediyoruz.

12 EYLÜL,  AK PARTİ, NEOLİBERLİZM VE GENÇLİK

Vehbi Koç, Amerikan postallı Amerikan kamuflajlı Kenan Paşasına gönderdiği mektupta; ‘’Emrinize amadeyim.’’ diyordu. Dönemin başbakanı Tonton Özal ‘’Darbe olmasa bu kararları alamazdık.’’ diyor ve Kenan Paşasını alkışlıyordu. Dönemin patron örgütü olan, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyon’u (TİSK) genel başkanı Halit Narin’in ‘’Bugüne kadar hep işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde.’’ cümlesi darbenin ‘’sağ-sol’’ çatışmasından ziyade Türkiye işçi sınıfına ve Türkiye Sosyalist hareketine karşı yapıldığının en yalın gerçeğidir.

1982 Anayasa ile işçi sınıfının en büyük silahı olan grev ve sendikal örgütlenme yasaklandı. 1980 Darbesi ile kazanan ve servetine servet katan sınıf asalak sermaye sınıfıydı. Darbeden sonra emekçi işçi sınıfına yokluk düşüyordu. 24 Ocak Kararları ve kararları hayata geçirmek için planlı bir şekilde yapılan 12 Eylül darbesi sadece dünün değil, bugünün de yol ayrımıydı. Yol ayrımında seçilen yol burjuvazinin ve patronların yoluydu. Yoluna set çekilen, emekçiler ve gençler oldu. Asalak burjuvazi şunu unutmasın ne işçi sınıfını ne de gençleri çektikleri set durduramaz.

Peki ya günümüz...

Bugün Türkiye’de her dört gençten biri işsiz. Şanslı olup iş bulan gençler, ağır çalışma koşullarının ve sömürü çarkının altında ezilmektedir. Genç nüfusun yüzde altmış sekizi sadece ‘’YOL’’ ve ‘’YEMEK’’ parasına çalışıyor! Çalışan genç nüfusun yüzde altmış dördü çalıştıkları işten memnun olmasa da mecbur oldukları için çalışıyor. 24 Ocak Kararlarından, 12 Eylül Darbesine, Kemal Derviş’in programından, AK Partili yıllara gençlerin payına sömürü düşüyor ve patronlar gençleri düşük ücretlere çalıştıracakları bir toplam olarak görüyorlar. 12 Eylül’ün üniversiteleri kontrol altına almak için kurduğu Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) sayesinde sermayenin oyuncağı olan üniversitelerden mezun olan binlerce genç diplomalı işsizler kervanının yolcusu oluyor. YÖK, yolumuzdayız diyerek, sermayenin oyuncağı olan üniversitelerin tepesinde oturup avuçlarını kaşıyor.

AK Partinin hazırladığı bütçeler sermayeyi korurken, emekçileri ağır vergilerle silindir gibi eziyor. 2021 yılında ki vergi affı ile feragat edilen 230 milyar vergi borcu ile yüzlerce lise ve üniversite öğrencisi karşılıksız burs alabilirdi. Ya da pandemi döneminde işsiz kalan binlerce emekçiye geri dönüşümsüz ödenek verilebilirdi. Yine feragat edilen 230 milyar ile binlerce, milyonlarca ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisine bilgisayar verilip, internet erişimi sağlanabilirdi.

Toparlayacak olursam; Sermayenin taktiği olarak hayata geçen 24 Ocak Kararları, AK Partili yıllar da güçlenmeye devam ederek işçi sınıfının ve gençliğin önünde bir engel olarak durmaya devam ediyor. Gençlik, işçi sınıfının safına gelip köhnemiş düzenin karşında durmalı, işçi sınıfının talepleri ile birlikte taleplerini gür bir sesle haykırmalı. Farkındayım sınıfımızın düşmanları, iktidarıyla, askeriyle, polisiyle yıkılmayacak bir güç gibi durmakta. Şunu unutmayalım, bizler düştüğümüz yerden kalıp yürümeye koşmaya devam edebiliriz. Ancak asalak burjuvazi bir kere düştü mü, bu düşüş onlar için sonun başlangıcı olacak. Bütün baskılara rağmen, işçi sınıfı ve gençlik bunu başaracak güçte. Yeter ki sınıfımızın farkına varıp örgütlü bir mücadele ile kavgamıza gövdemizi siper edelim.


DENİZ DÜZGÜN


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARAŞ, ÇORUM, SİVAS: SİYASAL İSLAM'IN KIRIK AYNALARINDA TÜRKİYE'NİN YARALARI

VİDEO AÇIKLAMA: LEMAN DERGİSİNE YAPILAN SALDIRIDA ATILAN; KAHROLSUN LAİKLİK, YAŞASIN ŞERİAT SLOGANLARI Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme yolculuğu, derin toplumsal kırılmalar ve acılarla doludur. Maraş (1978), Çorum (1980) ve Sivas (1993) katliamları, bu kırılmaların en kanlı, en vahşi ve en travmatik tezahürleridir. Bu olaylar, sadece dönemlerinin şiddet patlamaları değil, aynı zamanda Türkiye'deki siyasal İslam'ın karmaşık, çok katmanlı ve rahatsız edici gerçekliğini anlamak için kırık aynalardır. Bu aynalara bakmak, tarihsel ve sosyolojik bir zorunluluktur. Yaralarımızla yüzleşmezsek, geleceği inşa edemeyiz. SOĞUK SAVAŞIN KARANLIK ÇOCUKLARI: MARAŞ VE ÇORUM Maraş ve Çorum, Soğuk Savaş'ın Türkiye'yi kasıp kavurduğu, sağ-sol çatışmasının zirve yaptığı, devletin "kontrgerilla" stratejileriyle iç içe geçtiği bir dönemin ürünüdür. Bu katliamlar, salt "dini" motivasyonlu olmaktan çok, "Türk-İslam Sentezi" ideolojisi etrafında şekillenen a...

ORTA DOĞU’DA SAVAŞIN YENİ PERDESİ: EMPERYALİZMİN VE SİYONİZMİN KARANLIK GÖLGESİ

İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği son saldırılar, yalnızca güncel bir kriz değil, aynı zamanda yaklaşık bir asırlık emperyalist dizaynın yeni bir evresidir. Bu saldırılar, bölge halklarının kaderini belirleyen tarihsel mücadelelerin, sömürünün ve direnişin bugünkü yansımasıdır. Savaş uçaklarının gölgesinde saklanan asıl mesele, enerji kaynaklarının, siyasal rejimlerin ve toplumsal yapının yeniden dizaynıdır. Bu dizaynı gerçekleştiren güçler de bellidir: Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi.  TARİHSEL ARKA PLAN: EMPERYALİZM VE SİYONİZM ORTAKLIĞI İsrail’in 1948’de kuruluşundan bu yana bölgede oynadığı rol, yalnızca Yahudi halkının bir devlet kurma hikayesi değildir. İsrail, Ortadoğu’da emperyalizmin ileri karakolu olarak örgütlenmiştir. İngiltere’den devralınan bu rol, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin küresel hegemonya hedefleri doğrultusunda şekillenmiş ve İsrail, Amerikan askeri-siyasi çıkarlarının bölgesel uygulayıcısı haline gelmiştir. İsrail’in Filistin ...

6 - 7 EYLÜL 1955: KIRILAN CAMLARIN ARDINDA KALAN SESLER

Tarih bazen yalnızca kitaplardaki satırlarda kalmaz; hala sokaklarda, evlerde ve insanların belleğinde yaşar. 6-7 Eylül 1955 Pogromu, İstanbul’un çokkültürlü yapısına derin bir yara açmış ve o yarayı tanıkların anlatıları hala dile getirir. İşte o gecenin tanıkları...  Rum Esnafın Hatırası “Babamın Beyoğlu’nda küçük bir dükkanı vardı. O gece camlar kırıldığında, komşularımızdan biri bizi evine aldı. ‘Korkmayın, ben buradayım’ dedi. Ama kalabalık büyüdükçe onun da yüzü soldu. Ertesi sabah dükkana indiğimizde raflarda hiçbir şey yoktu. Malları değil, babamın emeğini çalmışlardı. Babam sustu, uzun süre konuşmadı. Birkaç yıl sonra da Yunanistan’a gitmeye karar verdi. Biz İstanbul’u değil, İstanbul bizi kaybetti.” Ermeni Kadının Gözünden “Evimizin penceresinden aşağıyı seyrediyordum. Ellerinde bayraklarla gelen kalabalığı gördüm. Çocuklarımı odalarına sakladım. Kapımıza vuruldu, dualar ettim. Sonra komşumuz Mehmet Bey çıktı, ‘Burası Müslüman evidir’ diye bağırdı. Belki de hayatımızı o k...