Ana içeriğe atla

FUTBOL KÜLTÜRÜ-2: LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS’İN GÖZÜNDEN VARLIK VERGİSİ VE 6-7 EYLÜL 1955 POGROMU

 

1942 VARLIK VERGİSİ

Günümüzden seksen bir yıl önce, 11 Kasım 1942’de Türkiye Büyük Millet Meclisin de bir kanun teklifi kabul edildi. Bu kanun 4305 sayılı Varlık Vergisi Kanunu’ydu. Bu kanun; banka mevduatı, birikmiş varlıklar, emeklilik planları da dahil olmak üzere kişisel varlıkların toplamına ilişkin vergidir. Vergi hesaplanırken kişinin varlığının yanı sıra borçları da göz önünde bulundurulduğundan net varlık vergisi olarak da adlandırılmaktadır .


Kanun, 2. Dünya Savaşı yıllarında Şükrü Saraçoğlu'nun başbakanlığı zamanında çıkarılan bir kanundur. Amacı: Savaş ortamından dolayı artan bütçe masraflarına kaynak bulmak, enflasyon ve karaborsayı azaltmak, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları gidermektir.


11 Kasım’da mecliste görüşülüp 12 Kasım 1942’de Resmi gazetede yayımlanan kanun için dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu “Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat içindeyiz. Piyasamıza egemen olan yabancıları ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz” diyecekti.


YİRMİ BİR VATANDAŞIMIZ ÖLDÜ


12 Kasım 1942’de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren kanun servet sahiplerinden malları oranınca bir vergi miktarı talep ediyordu. 


Azınlıkların yoğun yaşadığı İstanbul’da üç komisyon kuruldu. Komisyon yüzünden zengin ve fakir, bütün Ermeni, Rum, Yahudi azınlıklar ağır vergi borcunun altına girdi. Borcunu ödeyemeyenler; Erzurum Aşkale’de ki çalışma kamplarına gönderildi. Çalışma kampına gönderilmeyenler göç ederek, vatanlarını terk etmek zorunda kaldı.


Müslüman vatandaşlardan yüzde beş vergi alınırken, Ermeni vatandaşlardan yüzde iki yüz yirmi dokuz, Yahudi vatandaşlardan yüzde yüz yetmiş dokuz vergi talep edildi. Maddi durumu iyi olup vergiyi ödemek istemeyen vatandaşlar; Erzurum Aşkale’de ki çalışma kamplarına gönderildi. Resmi rakamlara göre bu kampa; bin iki yüz yirmi dokuz kişi gönderildi. Altı yüz otuz altı kişi vergi borcunu ödeyebildi. Yirmi bir vatandaşımız kampta ki ağır çalışma koşullarına dayanamayarak yaşamını yitirdi.


6-7 EYLÜL POGROMU


Günümüzden altmış sekiz yıl önce, Türkiye’de azınlıklara yönelik en büyük saldırılardan biri gerçekleşti. Tarihe 6-7 Eylül Pogromu olarak geçen olaylar da kimi kaynaklara göre on biri, kimi kaynaklara göre on beş kişi hayatını kaybetti. Yaşananlar bununla sınırla kalmadı; resmi kaynaklara göre altmış kadın tecavüze uğramıştır. Resmi olmayan kaynaklara göre, dört yüz kadın tecavüze uğramıştır. İstanbul’da bulunan yetmiş üç tane Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verilmiştir.


6-7 EYLÜL POGROMUNUN GELİŞİMİ


6 Eylül 1955 günü; Devlet Radyosunda yayınlana ve aynı gün Demokrat Parti (DP) yanlısı, İstanbul Ekspres gazetesin de ‘’Atamızın, Selanikte ki .evi bombalandı.’’manşeti ile verilen haberin ardından, İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşlara yönelik saldırılar başlar.


Günlük olarak 20 bin basılan gazete, o gün 290 bin basılır. Yine o gün gazete de, ırkçı Kıbrıs Türktür Derneğinin genel sekreteri olan Kamil Önal’ın; ‘’Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte de bir mahzur görmüyoruz.’’ dediği yazısı yayınlanmıştır. Gazete dernek üyeleri tarafından azınlıkların yoğun şeklide yaşadığı muhitlerde dağıtılmıştır.


İlk saldırı saat 19:00’da, Şişli’de ki bir pastahaneye olur. Sayısı giderek artan kalabalık, tırnak için de Rum ve Ermeni azınlıkların yaşadığı, Yedikule, Samatya, Beyoğlu, Kumkapı gibi semtler de dükkanları yağmalayıp, evlere saldırır. Kolluk kuvvetleri olayları engellemek yerine, kalabalığı yönlendirir.


6 Eylül akşamı trenle Ankara’ya hareket etmek üzere, İstanbul’dan yola çıkan dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, olaylar konusunda bilgilendirilir; ardından Örfi İdare ve sıkı yönetim ilan edilir. Örfi İdare mecliste de tartışılır. Başbakan Yardımcısı Fuat Köprülü, mecliste yaptığı konuşmada, olaylarla ilgili olarak komünistleri suçlar ve konuşmasını ‘’Saldırının şekli ve hedefleri incelenirse, burada söz konusu olanın yalnızca komünist bir komplo olduğu görülecektir’’ der.


6-7 EYLÜL 1955 POGROMUNUN GERİ PLANI


Özel Harp Dairesi Başkanı Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, Gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği bir söyleşide pogrom ile ilgili şunları demiştir; ‘’6-7 Eylül de bir Özel Harp İşidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.’’


Celal Bayar... Milli Kurtuluş dönemin de İzmir’i Türkleştiren kahraman, 1938 yılında CHP başbakanı olarak; Dersim soykırımın da işbaşında olan devlet büyüğü. 6-7 Eylül olaylarında yine iş başında. Celal Bayar’ın; ‘’Galiba dozu kaçırdık.’’ demesi pogromun planlı olduğunu göstermektedir.


Saldırıların başladığı 6 Eylül günü, Rumların adreslerine daha önceden ulaşan grubun, adresleri nereden buldukları hala bilinmiyor.


Sonuç olarak; 6-7 Eylül 1955’te gerçekleşen saldırının temel hedefi; Türkiye Cumhuriyetinin nüfus yapısını değiştirmekti. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan; Yahudiler, Hıristiyanlar ve Rumlar saldırılardan dolayı İstanbul’dan göç etmek zorunda kaldı. Bu da İstanbul’un kültürünün Türkleşmesi anlamına geliyordu. İstanbul’un binlerce yıllık kültür birikimi ‘’Türk-Sunni’’ anlayışına yenildi.


VARLIK VERGİSİ VE 6-7 EYLÜL POGROMU: BİZİM LEFTER’İN GÖZÜNDEN YAŞANAN OLAYLARIN İZ DÜŞÜMÜ


Can Dündar, Varlık Vergisi dönemini yaşayan Lefter Küçükandonyadis ile yaptığı söyleşiyi 14 Ocak 2012’de Milliyet gazetesinde ki köşesine taşıyordu. Bizim Lefter’imiz o dönemde yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyordu;


‘’Düşünün, on yedi yaşındasınız. Bir gün çevrenizdeki akrabalarınıza birer ikişer anormal vergi cezaları bindirildiğini görüyorsunuz. Vergi borçlarını ödemeyenler toplama kamplarına gönderiliyor. Orada taş ocaklarında çalıştırılıyor. Ne yaparsınız? Lefter bunu yaşamıştı on yedi yaşında. Ne mi yaptı? Gönüllü olarak askere yazıldı.’’

....

‘’İçinde bir eziklik duygusu kalmış mıdır? Ölümünden bir yıl önce onun belgeselini yapan Nebil Özgentürk’e sordum bunu... Kamera arkasından bir anı anlattı. Bu bahis açılınca seksen yedi yaşındaki Lefter, ‘’Şu kamerayı kapat hele evlat.’’ demiş. Kameranın kapalı olduğuna emin olunca da Nebil’in kulağına eğilip, ‘’Babama da çok çektirdiler. O, yoksulluğu sayesinde sürgüne gitmekten kurtuldu, ama bütün akrabalarım Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı.’’demiş.’’

....

‘’Onu ve Türkiye’yi anlamak için bir başka anektod: 50’li yılar...

Lefter artık sadece Türkiye’de değil, dünyada ‘’futbolun ordinaryüsü’’ haline gelmiş. ‘’Ver Lefter’e, yaz deftere’’ tekerlemesi dillere yerleşmiş. Dünya karması Fiorentina’da oynarken tribünleri ‘’Türko Türko’’ diye inletmiş. Milli formayı giyip Yunanistan’a gol atmış... İşte o Lefter’e 1955’te hayatının en büyük acısını yaşattık. 6-7 Eylül’de Büyükada’da ki evini basan çapulcular Lefter’i taşlayıp ‘’vurun şu gavura’’ diye bağırdılar. Lefter sabaha dek elde silah kapıda bekledi. Siz olsanız ne yapardınız?’’

....

‘’Ne yapmış diye sordum Nebil’e... Yine kapattırmış kamerayı... Sadece ‘’günlerce ağladım’’ demiş. Ayrıntılara girmeye çekinmiş. Ama Türkiye, o gaddar çapulculardan ibaret değil tabii. Bir de güzel yüzü var bu ülkenin... Lefter’in evinin basıldığını duyan Fenerbahçeliler hemen Kartal’dan motorlara binip Büyükada’ya koşturmuşlar. Lefter’in evinin önüne barikat kurmuşlar. ‘’Sana bunu kim yaptıysa söyle, haddini bildirelim’’ diye isim sormuşlar. Hepsini isim isim tanıdığı halde kimseyi ihbar etmemiş Lefter... Şikayetçi de olmamış. Fenerbahçelilerin verdiği o destekten güç bulmuş. ‘’Her toplumda olur böyle şeyler.’’ demiş, susmuş.’’

....


Şimdi bu yazıyı yazarken aklıma şu soru geliyor; altmış üç yıl önce, o insanları öldüren, tecavüz eden, mallarını yağmalayan insancıkların torunları nasıl oluyor da Lefter’in cenazesinde methiyeler diziyor. Her şeye bir özrün dilendiği günümüz de, neden Türkiye’nin en büyük futbolcularından biri olan Bizim Lefter’e bir özrü çok görüyoruz. Neden o insanlara özür dilemiyoruz.


SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ?


Yazımı Ahmed Arif’in, Anadolu şiirinden bir alıntı ile bitirmek istiyorum;

   ‘’Öyle yıkma kendini,
   Öyle mahzun, öyle garip...
   Nerede olursan ol,
   İçer de, dışarda, derste, sırada,
   Yürü üstüne - üstüne,
   Tükür yüzüne celladın,
   Fırsatçının, fesatçının, hayının...
   Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
   Tırnak ile, diş ile,
   Umut ile, sevda ile, düş ile
   Dayan rüsva etme beni.’’

ANADOLU’NUN KADİM HALKLARI OLAN RUM, ERMENİ, YAHUDİ, HRİSTİYAN VATANDAŞLARIMIZINI VE LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS’İN ANILARINA SAYGILARLA...


DENİZ DÜZGÜN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARAŞ, ÇORUM, SİVAS: SİYASAL İSLAM'IN KIRIK AYNALARINDA TÜRKİYE'NİN YARALARI

VİDEO AÇIKLAMA: LEMAN DERGİSİNE YAPILAN SALDIRIDA ATILAN; KAHROLSUN LAİKLİK, YAŞASIN ŞERİAT SLOGANLARI Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme yolculuğu, derin toplumsal kırılmalar ve acılarla doludur. Maraş (1978), Çorum (1980) ve Sivas (1993) katliamları, bu kırılmaların en kanlı, en vahşi ve en travmatik tezahürleridir. Bu olaylar, sadece dönemlerinin şiddet patlamaları değil, aynı zamanda Türkiye'deki siyasal İslam'ın karmaşık, çok katmanlı ve rahatsız edici gerçekliğini anlamak için kırık aynalardır. Bu aynalara bakmak, tarihsel ve sosyolojik bir zorunluluktur. Yaralarımızla yüzleşmezsek, geleceği inşa edemeyiz. SOĞUK SAVAŞIN KARANLIK ÇOCUKLARI: MARAŞ VE ÇORUM Maraş ve Çorum, Soğuk Savaş'ın Türkiye'yi kasıp kavurduğu, sağ-sol çatışmasının zirve yaptığı, devletin "kontrgerilla" stratejileriyle iç içe geçtiği bir dönemin ürünüdür. Bu katliamlar, salt "dini" motivasyonlu olmaktan çok, "Türk-İslam Sentezi" ideolojisi etrafında şekillenen a...

ORTA DOĞU’DA SAVAŞIN YENİ PERDESİ: EMPERYALİZMİN VE SİYONİZMİN KARANLIK GÖLGESİ

İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği son saldırılar, yalnızca güncel bir kriz değil, aynı zamanda yaklaşık bir asırlık emperyalist dizaynın yeni bir evresidir. Bu saldırılar, bölge halklarının kaderini belirleyen tarihsel mücadelelerin, sömürünün ve direnişin bugünkü yansımasıdır. Savaş uçaklarının gölgesinde saklanan asıl mesele, enerji kaynaklarının, siyasal rejimlerin ve toplumsal yapının yeniden dizaynıdır. Bu dizaynı gerçekleştiren güçler de bellidir: Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi.  TARİHSEL ARKA PLAN: EMPERYALİZM VE SİYONİZM ORTAKLIĞI İsrail’in 1948’de kuruluşundan bu yana bölgede oynadığı rol, yalnızca Yahudi halkının bir devlet kurma hikayesi değildir. İsrail, Ortadoğu’da emperyalizmin ileri karakolu olarak örgütlenmiştir. İngiltere’den devralınan bu rol, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin küresel hegemonya hedefleri doğrultusunda şekillenmiş ve İsrail, Amerikan askeri-siyasi çıkarlarının bölgesel uygulayıcısı haline gelmiştir. İsrail’in Filistin ...

6 - 7 EYLÜL 1955: KIRILAN CAMLARIN ARDINDA KALAN SESLER

Tarih bazen yalnızca kitaplardaki satırlarda kalmaz; hala sokaklarda, evlerde ve insanların belleğinde yaşar. 6-7 Eylül 1955 Pogromu, İstanbul’un çokkültürlü yapısına derin bir yara açmış ve o yarayı tanıkların anlatıları hala dile getirir. İşte o gecenin tanıkları...  Rum Esnafın Hatırası “Babamın Beyoğlu’nda küçük bir dükkanı vardı. O gece camlar kırıldığında, komşularımızdan biri bizi evine aldı. ‘Korkmayın, ben buradayım’ dedi. Ama kalabalık büyüdükçe onun da yüzü soldu. Ertesi sabah dükkana indiğimizde raflarda hiçbir şey yoktu. Malları değil, babamın emeğini çalmışlardı. Babam sustu, uzun süre konuşmadı. Birkaç yıl sonra da Yunanistan’a gitmeye karar verdi. Biz İstanbul’u değil, İstanbul bizi kaybetti.” Ermeni Kadının Gözünden “Evimizin penceresinden aşağıyı seyrediyordum. Ellerinde bayraklarla gelen kalabalığı gördüm. Çocuklarımı odalarına sakladım. Kapımıza vuruldu, dualar ettim. Sonra komşumuz Mehmet Bey çıktı, ‘Burası Müslüman evidir’ diye bağırdı. Belki de hayatımızı o k...