YERİNE GETİRİLMEYEN SON İSTEK
‘’ O sahneyi çok iyi somutladım, bir mitinge gider gibi gideceğim idama, asılma günü gelip çatınca o sevdiğim giysilerimi giyeceğim, postallarımı, parkamı… Beyaz ölüm gömleği giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim. Tıraş falanda olmayacağım. Önce gidip orada oturacak bir sigara yakacağım, sonra güzel demli bir çay içeceğim. Haa bak Rodrigo’nun ünlü gitar konçertosun da dinlemek isterim orada. Sanırım asılacak bir insanın son isteğini geri çevirmezler. Sonra urganı kendim geçireceğim boynuma ve dönüp orada asılmamı seyredenlere; BURADA ÖLEN YALNIZCA BEDENİMDİR! AMA DÜŞÜNCEMİ ÖLDÜREMEYECEKSİNİZ, DÜŞÜNCELERİM YAŞAYACAK!’’ Diyecekti, Deniz Gezmiş 1972 yılının 6 Mayıs’ında asılmadan önce.
Deniz Gezmiş yanılmıyordu, düşünceleri ve adı yaşamaya devam ediyor. Anti-Emperyalist, hak, emek ve sosyalist mücadelenin bayraklarından biri oldu. Ama son isteği yerine getirilmedi… Demli çay içemedi, istediği müziği de dinleyemedi…
SANATIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Cordoba’nın surlarında, Madrid’in kanlı sokaklarında yürüyorum. Kimsesiz bir mezarlıkta Federico Garcia Lorca ile karşılaşıyorum. Islıkla, Atlının Türküsünü söylüyor.
‘’ovadan geçtim yel geçtim
ay kırmızı at kara
ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında…’’
Genç ozan otuz sekiz yaşında kara atının yelesinde, çingenelerin ruhuna doğru sonsuz bir yolculuğa çıktı.
Barcelona’da bir evin bodrumunda Ernest Hemingway ile karşılaşıyorum. İnsanlık için çalan kilisenin çanlarını dinliyoruz. Bu sefer ‘’Çanlar Kimin İçin Çalıyor’’ merak ediyorum. Hemingway cevap veriyor; ‘’Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; ana karanın parçasıdır, bir damladır okyanusta, bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür. Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.’’
Kulağımda Rodrigo’nun gitarının tınısı ile düştüm Guernica’nın yollarına. Picasso ve Guernica tablosu ile karşılaştım. Siyahın ve beyazın altında ezilen Guernica… ‘’Üzerinde çalıştığım; Guernica adını verdiğim resimde İspanya’yı acı ve ölüm okyanusuna batırmış askeri güçten nefret ettiğimi açıkça ifade ediyorum.’’ Guernica bugün İspanya’nın kalbi olan Madrid’te Picasso’nun nefretini anlayacak insanları bekliyor.
RODRİGO’NUN GİTARI
Bir tarafta kara gömlekli faşistler, bir tarafta Anti-Faşist Enternasyonel Tugaylar… Ve diğer ülkelerden devrimciler, üç yıl süren İspanya iç savaşı ve kırk yıl sürecek olan General Franco diktatörlüğü. Ünlü konçerto bu karanlık dönemi anlatmaktadır. Victoria Kamhi ve Rodrigo çifti, 1939 yılında Paris’ten, Madrid’e döndüklerinde yanlarında konçertonun taslağı da vardır. 1940 yılında Barcelona’da ilk kez icra edilen konçerto beğenilir. Üç bölümden oluşan eserin ikinci bölümü yaygınlaşır ve sevilir.
Notalarında derin hüzün taşıyan eser dinleyicilerini direnişe çağırır. Hüzün; haklı, onurlu ancak çok kayıp verilerek kazanılan kavganın paydası olmanın çaresiz, lakin dik duruşunun hüznüdür. Konçerto başlarken, baskın gelen ses davul sesidir. Davul faşist Almanya ve İtalya destekli General Franco’nun askerlerini temsil eder. Davul sesleri gitar seslerini bastırır. Sonra sessizlik olur kazanan faşizmdir. Ardından kısık bir gitar sesi, sonra başka bir gitar sesi… Sonra başka bir gitar sesi… İspanya’da yanan özgürlüğün ateşi gibi gitar sesi ile dolar… Umudun ve direnmenin sesidir gitarın sesi…
SON SÖZ YERİNE
Deniz Gezmiş yanılmadı, düşünceleri ve adı yaşadı. Yurtseverliğin, hak, emek mücadelesinin ve sosyalizmin bayrağı oldu. Ama son isteği yerine getirilmedi. Demli çay içemedi, istediği müziği dinleyemedi. Düşünmeden edemiyorum… Oradaki cellatlar ‘’son istektir’’ diyerek eseri çalsalar… Bir dönemin kapandığı o köhne Ulucanlar bir bahar gecesi, dağ başlarında yanan özgürlük ateşi gibi, yıldızlara doğru yükselen gitar nağmeleri ile titreseydi ne olurdu…
Belki de orada, idamı izleyenler, o kararı verenler ve cellatlar bile dayanamazdı apansız yok olmanın ağırlığına. O delikanlı da dayanamazdı. Bu dayanılmaz acı, korkunun acısı olmazdı. Müziğin hissettirdiği hüzünle yoğrulmuş, yenilmez umudun can yakan hüznü olurdu. Ne var ki bu hüznü kim anlardı, ne derlerdi?..
DENİZ DÜZGÜN
Sanatı, insanı ancak insan olan anlar. Konuşan her yaratık insan değildir.
YanıtlaSil