Ana içeriğe atla

ATALARIMIZIN HİKAYESİ-2: YAŞAMIN BAŞLANGICI: ABİYOGENEZ TEORİSİ CANSIZLIKTAN CANLILIĞA GEÇİŞ

Darwin'in ile birlikte eksik parçaları tamamlanan Evrim Teorisi'ne göre, canlılar ortak bir atadan türemiştir. Doğal Seçilim Yoluyla Evrim Kuramı, canlıların evrimleşerek ortak bir atadan geldiklerini; kalıtsal özelliklerin yeni kuşaklara geçtiğini, döllenme sırasında kalıtsal yapıda değişikliklerin olduğunu ve bu değişiklerin uzun zaman zarfında türleşmeye ve devamında geniş canlı çeşitliliğine yol açtığını söylemektedir.


Canlılığın oluşması, ilk yazımda da anlattığım inorganik maddelerin kimyasal tepkimelere girerek, organik maddelerin oluştuğunu söyleyen Kimyasal Evrime (ABİYOGENEZ) dayanmaktadır. Abiyogenez Kuramı kısaca, canlılığın cansız maddelerden oluşmasıdır. Atalarımızın Hikayesi yazı dizisinin ikinci bölümünde Abiyogenez Kuramının kısa detayını ile anlatacağım. İyi okumalar.


ABİYOGENEZ NE DEMEK?


Abiyogenez Kuramı, dünyada yaşamın nasıl başladığı sorusunun ve canlıların canlı olmayan maddelerden nasıl geldiğinin araştırılmasıdır. Bilim insanlarının ortak görüşüne göre Abiyogenez, yaklaşık olarak 4.4 milyar yıl öncesi (myö) ile 2.7 milyar yıl öncesi arasında meydana gelmiştir. Bu kuram ayrıca, güneş sistemi ve dünya dışından yaşamın kaynaklandığını öne süren Panspermia ve Eksojen (Dış Kaynaklı) kurmalarında kapsamaktadır.


Yaşamın kökeni ile ilgili çalışmalar biyoloji ve insanın doğal dünyayı anlaması üzerine büyük bir etkiye sahip olsa da, sınırlı bir çalışma alanı vardır.  Bu alandaki ilerlemeler, araştırılan konunu önemi itibariyle birçok bilim insanın çalışma alanı olsa da, yapılan çalışmalar yavaştır. 


ABİYOGENEZ'İN GELİŞİM SÜRECİ 


CHARLES DARWİN


Charles Darwin, 1 Şubat 1871'de Joshep Dalton Hooker'a yazdığı mektupta canlılığın; ''Amonyak ve fosfor tuzları, güneş ışığı, sıcaklık, elektirik akımı vb. unsurların bulunduğu ılık bir su birikintisinde'' oluşmuş olabileceğini '' böylece daha karmaşık değişimlere gidebilecek bir protein bileşiğinin kimyasal olarak oluşabileceğini'' öne sürmüştür.


Charles Darwin, mektubunun devamında, ''canlı organizmaların oluşumundan önceki bir olgu olarak artık tespit edilmeyecek şekilde günümüzde bu madde çoktan ortadan kalkmış veya sindirilmiştir'' yazmıştır.


ALEKSANDR İVANOVİCH OPARİN VE J.S.B. HALDANE


1924 yılına kadar, Abiyogenez Kuramı konusunda elle tutulur çalışmalar sınırlıydı. Oparini yaptığı deneyle atmosferde ki oksijenin, organik bileşik sentezlenmesinin önüne geçtiğini kanıtladı. Oparin, Yeryüzünde Yaşamın Kökeni adlı kitabında, İlkel Çorba hipotezini ortaya atmıştır. Bu hipoteze göre; inorganik maddeler, kimyasal tepkimelere girerek karmaşık hale gelip, koaservat damlacığının (KOASERVAT DAMLACIĞI: Çeşitli organik moleküllerin suyun içinde hidrofobik eğilimleri sebebiyle kümelenmeleriyle  oluşan küçük kabarcıklar) içinde çözülmüş olabilirler. Bu damlacıklar zamanla birleşerek büyüyüp, kardeş damcıklara bölünerek üremiş olabilirdi. Böylece ilkel olarak metabolizma içeren damlacıklar yaşamını sürdürürken, bölünmeye damlacıklar yok olmuştur. Bu hipotez, zamanla teori haline gelip bilim camiasında kabul görmüştür.


Oparin ile aynı dönemde yaşayan Halden, ilkel okyanusların yapısının, günümüzdeki okyanusların yapısından farklı olduğunu öne sürmüştür. İlkel okyanuslar yaşamın yapı taşları olan organik bileşikler içeren ''Sıcak derişik çorbalar'' oluşturarak yaşamın var olacağını iddia etmiştir. Haldane'in düşüncesi biyopoyez ve biyopoez olarak adlandırılmıştır. Bu düşünce de canlılar, canlı olmayan ancak kendi kendi üreten maddelerden üremiştir. 


DENİZ DÜZGÜN


KONU İLE İLİGİLİ KAYNAKÇALAR

- Francis Darwin, ed.1887. The life and letters of Charles Darwin, including an autobiographical chapter. London: John Murray. 

- A. I. Oparin (1968), The Origin and Development of Life (NASA TTF-488). Washington: D. C. L GPO, 1968

- A. I. Oparin, The Origin of Life. New York: Dover (1952)

DİPNOT: MAKALELERİ GOOGLE ÇEVRİDEN ÇEVİRDİM, ÇEVRİLERDE KÜÇÜK HATALAR OLABİLİR.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARAŞ, ÇORUM, SİVAS: SİYASAL İSLAM'IN KIRIK AYNALARINDA TÜRKİYE'NİN YARALARI

VİDEO AÇIKLAMA: LEMAN DERGİSİNE YAPILAN SALDIRIDA ATILAN; KAHROLSUN LAİKLİK, YAŞASIN ŞERİAT SLOGANLARI Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme yolculuğu, derin toplumsal kırılmalar ve acılarla doludur. Maraş (1978), Çorum (1980) ve Sivas (1993) katliamları, bu kırılmaların en kanlı, en vahşi ve en travmatik tezahürleridir. Bu olaylar, sadece dönemlerinin şiddet patlamaları değil, aynı zamanda Türkiye'deki siyasal İslam'ın karmaşık, çok katmanlı ve rahatsız edici gerçekliğini anlamak için kırık aynalardır. Bu aynalara bakmak, tarihsel ve sosyolojik bir zorunluluktur. Yaralarımızla yüzleşmezsek, geleceği inşa edemeyiz. SOĞUK SAVAŞIN KARANLIK ÇOCUKLARI: MARAŞ VE ÇORUM Maraş ve Çorum, Soğuk Savaş'ın Türkiye'yi kasıp kavurduğu, sağ-sol çatışmasının zirve yaptığı, devletin "kontrgerilla" stratejileriyle iç içe geçtiği bir dönemin ürünüdür. Bu katliamlar, salt "dini" motivasyonlu olmaktan çok, "Türk-İslam Sentezi" ideolojisi etrafında şekillenen a...

ORTA DOĞU’DA SAVAŞIN YENİ PERDESİ: EMPERYALİZMİN VE SİYONİZMİN KARANLIK GÖLGESİ

İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği son saldırılar, yalnızca güncel bir kriz değil, aynı zamanda yaklaşık bir asırlık emperyalist dizaynın yeni bir evresidir. Bu saldırılar, bölge halklarının kaderini belirleyen tarihsel mücadelelerin, sömürünün ve direnişin bugünkü yansımasıdır. Savaş uçaklarının gölgesinde saklanan asıl mesele, enerji kaynaklarının, siyasal rejimlerin ve toplumsal yapının yeniden dizaynıdır. Bu dizaynı gerçekleştiren güçler de bellidir: Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi.  TARİHSEL ARKA PLAN: EMPERYALİZM VE SİYONİZM ORTAKLIĞI İsrail’in 1948’de kuruluşundan bu yana bölgede oynadığı rol, yalnızca Yahudi halkının bir devlet kurma hikayesi değildir. İsrail, Ortadoğu’da emperyalizmin ileri karakolu olarak örgütlenmiştir. İngiltere’den devralınan bu rol, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin küresel hegemonya hedefleri doğrultusunda şekillenmiş ve İsrail, Amerikan askeri-siyasi çıkarlarının bölgesel uygulayıcısı haline gelmiştir. İsrail’in Filistin ...

6 - 7 EYLÜL 1955: KIRILAN CAMLARIN ARDINDA KALAN SESLER

Tarih bazen yalnızca kitaplardaki satırlarda kalmaz; hala sokaklarda, evlerde ve insanların belleğinde yaşar. 6-7 Eylül 1955 Pogromu, İstanbul’un çokkültürlü yapısına derin bir yara açmış ve o yarayı tanıkların anlatıları hala dile getirir. İşte o gecenin tanıkları...  Rum Esnafın Hatırası “Babamın Beyoğlu’nda küçük bir dükkanı vardı. O gece camlar kırıldığında, komşularımızdan biri bizi evine aldı. ‘Korkmayın, ben buradayım’ dedi. Ama kalabalık büyüdükçe onun da yüzü soldu. Ertesi sabah dükkana indiğimizde raflarda hiçbir şey yoktu. Malları değil, babamın emeğini çalmışlardı. Babam sustu, uzun süre konuşmadı. Birkaç yıl sonra da Yunanistan’a gitmeye karar verdi. Biz İstanbul’u değil, İstanbul bizi kaybetti.” Ermeni Kadının Gözünden “Evimizin penceresinden aşağıyı seyrediyordum. Ellerinde bayraklarla gelen kalabalığı gördüm. Çocuklarımı odalarına sakladım. Kapımıza vuruldu, dualar ettim. Sonra komşumuz Mehmet Bey çıktı, ‘Burası Müslüman evidir’ diye bağırdı. Belki de hayatımızı o k...