Ana içeriğe atla

BİR YALNIZLIK HİKAYESİ: FERMİ PARADOKSU

 Her insan benim gibi mutlaka gökyüzünde ki yıldızları izleyip hayaller kurmuştur. Kapkaranlık geceyi aydınlatan milyarlarca, trilyonlarca yıldız... Ve o yıldızları izlerken aklıma gelen bir soru, orada uzayın derinliklerinde bir yerlerde bizi izleyen dünya dışı canlılar var mı? Bizi izleyen dünya dışı canlılar varsa neredeler? 


20.yüzyıl fizikçilerinden Enrico Fermi, yaptığı basit bir düşünce deneyi ile bunu düşünür. Düşünce deneyi basit bir sorudan ibarettir; "Herkes nerede." Fermi Paradoksu bizlere bu sorunun cevabını vermektedir. 


FERMİ PARADOKSU


Evrenin boyutu yaklaşık bir tahmin ile doksan beş milyar ışık yılı. Işığın bir saniye de yaklaşık olarak, üç yüz bin kilometre yol aldığını düşünürsek, bu mesafe bizim algımızın algılayamayacağı bir büyüklüğe denk gelir. 


Olayı anlayabilmemiz için galaksimiz Samanyolu'nu ele alalım. Galaksimiz yaklaşık olarak, 400 milyar yıldıza ev sahipliği yapmaktadır. 400 milyar yıldızın, 20 milyarı güneşimize benzemektedir. 20 milyar yıldızın, yaklaşık olarak 1 milyonun da yaşam barındırma olasılığı olan gezegenler var. Dünya gibi 1 milyon yaşam barındırma olasılığı olan gezegen varsa dünya dışı canlılar nerede? Neden bizimle iletişime geçmiyor? O canlıları neden bulamıyoruz? Ya da o canlılar neden bizi bulmuyor? Fermi Paradoksu bu sorulara cevap aramaktadır. 


Her paradoksta olduğu gibi, Fermi Paradoksu'da yeni sorular doğurmaktadır. Bazı kabul gören genel açıklamalar olsada, Fermi Paradoksu'nun bir açıklaması henüz yok. Şimdi hep beraber kabul gören açıklamalara bakalım. 


GALAKSİMİZİN ÜCRA BİR KÖŞESİNDEYİZ


Fermi Paradoksu'nu açıklamak için kullanılan hipotezlerden biri, dünyamızın galaksimizin ücra bir köşesinde olduğudur. En yakın medeniyete uzak olan Dünya ile diğer medeniyetler iletişim kuramaz. Galaksinin merkezin de yer alan uygarlıklar bir birleri ile iletişim kurabilse de, galaksinin merkezinden uzak bir konumda olduğu için Dünya ile iletişim kurmamaktadır. 


BÜYÜK FİLTRE HİPOTEZİ


Fermi Paradoksu'nu açıklamak için kullanılan hipotezlerden biri de, Büyük Filtre Hipotezidir. Bu hipoteze göre; Dünya dışı medeniyetlerin gelişmesinin ve yayılmasının önünde bir engel vardır. Büyük Filtre adlı bu engeli aşmak imkansıza yakındır. Dünya dışı medeniyetlerin evrene yayılması için bu filtreyi aşması gerekiyor. Büyük Filtre'yi aşmak imkansıza yakın olduğu için, bilim insanları evrenin büyük uygarlıklar barındırmayacağını düşünüyor. 


Ayrıca bilim dünyası tarafından, Büyük Filtre'yi aşmış olabileceğimizde kabul gören bir argümandır. Büyük Filtre, bize karmaşık zihinleri veren biyolojik evrimin kendisi olabilir. Eğer öyleyse filtreyi aşmışız demektir. Büyük Filtre Hipotezi, medeniyetlerin sonunu getirecek olayların hipotezidir. Bu sonu, iklim değişikliği de getirebilir, nükleer savaşta ya da medeniyetler arası uzay savaşları getirebilir. 


Özetle Büyük Filtre Hipotezi, istatistiksel bir hipotezdir. Gelişmiş uygarlıkların var olması imkansıza yakındır. Gelişmiş medeniyetler olsa bile yok olmalarına kısa bir süre vardır. Medeniyetler zirve noktalarına gelip yok olduğu için, bizimle iletişim kuracak teknolojilerden yoksundurlar. Bu hipoteze göre evrende çok az sayıda ömrünün sonuna gelmiş uygarlık olabilir, hata koskocaman evrenin bir köşesinde yapayalnız ölmeyi bekliyor olabiliriz. 


SİMÜLASYON DA OLABİLİR MİYİZ? 


Bizden başka birileri yok, çünkü içinde bulunduğumuz evrenin yazılımı böyle kodlandı. İlk defa duyduğumuz zaman bizlere garip gelse de evren, galaksimiz, dünya ve bizler simülasyondayız. Gökyüzünde gördüğümüz her şey de basit bir görüntüden ibaret. Ve bu hipoteze göre, programlamayı yapan varlık isterse dünya dışı canlılarla temas kurabiliriz. 


HAYVANAT BAHÇESİ HİPOTEZİ


Hayvanat Bahçesi Hipotezi'ne göre dünya dışı yaşam, vardır. Biz nasıl ki hayvanat bahçesinde hayvanları gözlemliyorsak, dünya dışı varlıklar da tıpkı hayvanat bahçesindeymişiz gibi bizi gözlemliyor. Dünya dışı varlıklar bizi gözlemlerken gelecek tehlikelere karşı, dikkat etmek için bizimle iletşime geçmiyorlar. Bu hipoteze göre dünya dışı varlıklar, üzerimizde deneyler yapıyor olabilir. 


Yine bu hipoteze göre, dünya dışı canlılar önemsiz olduğumuz için bizi önemsemiyor. Nasıl ki bizler, yağmur yağdıktan sonra kaldırım da yürüyen salyangozları önemsemiyorsak, dünya dışı varlıklar da bizi önemsemediği için iletişime geçmiyorlar. 


SONUÇ 


Fermi Paradoksu, evrede ki dünya dışı varlıklarla neden iletişim kuramadığımızı anlatan bir düşünce deneyidir. Bu yazımda, Fermi Paradoksunu ve kabul gören cevaplarını anlatmaya çalıştım. Bana göre Fermi Paradoksu, varlık nedenimizi sorguladığı için bize var oluşun anlamını öğretiyor. Asıl merak ettiğim konu, birgün dünya dışı varlıklarla temas kurarsak bu, iyi bir şey mi olur? Kötü bir şey mi olur?  


O can alıcı soruyu tekrar soruyorum; HERKES NEREDE? 


DENİZ DÜZGÜN





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARAŞ, ÇORUM, SİVAS: SİYASAL İSLAM'IN KIRIK AYNALARINDA TÜRKİYE'NİN YARALARI

VİDEO AÇIKLAMA: LEMAN DERGİSİNE YAPILAN SALDIRIDA ATILAN; KAHROLSUN LAİKLİK, YAŞASIN ŞERİAT SLOGANLARI Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme yolculuğu, derin toplumsal kırılmalar ve acılarla doludur. Maraş (1978), Çorum (1980) ve Sivas (1993) katliamları, bu kırılmaların en kanlı, en vahşi ve en travmatik tezahürleridir. Bu olaylar, sadece dönemlerinin şiddet patlamaları değil, aynı zamanda Türkiye'deki siyasal İslam'ın karmaşık, çok katmanlı ve rahatsız edici gerçekliğini anlamak için kırık aynalardır. Bu aynalara bakmak, tarihsel ve sosyolojik bir zorunluluktur. Yaralarımızla yüzleşmezsek, geleceği inşa edemeyiz. SOĞUK SAVAŞIN KARANLIK ÇOCUKLARI: MARAŞ VE ÇORUM Maraş ve Çorum, Soğuk Savaş'ın Türkiye'yi kasıp kavurduğu, sağ-sol çatışmasının zirve yaptığı, devletin "kontrgerilla" stratejileriyle iç içe geçtiği bir dönemin ürünüdür. Bu katliamlar, salt "dini" motivasyonlu olmaktan çok, "Türk-İslam Sentezi" ideolojisi etrafında şekillenen a...

ORTA DOĞU’DA SAVAŞIN YENİ PERDESİ: EMPERYALİZMİN VE SİYONİZMİN KARANLIK GÖLGESİ

İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği son saldırılar, yalnızca güncel bir kriz değil, aynı zamanda yaklaşık bir asırlık emperyalist dizaynın yeni bir evresidir. Bu saldırılar, bölge halklarının kaderini belirleyen tarihsel mücadelelerin, sömürünün ve direnişin bugünkü yansımasıdır. Savaş uçaklarının gölgesinde saklanan asıl mesele, enerji kaynaklarının, siyasal rejimlerin ve toplumsal yapının yeniden dizaynıdır. Bu dizaynı gerçekleştiren güçler de bellidir: Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi.  TARİHSEL ARKA PLAN: EMPERYALİZM VE SİYONİZM ORTAKLIĞI İsrail’in 1948’de kuruluşundan bu yana bölgede oynadığı rol, yalnızca Yahudi halkının bir devlet kurma hikayesi değildir. İsrail, Ortadoğu’da emperyalizmin ileri karakolu olarak örgütlenmiştir. İngiltere’den devralınan bu rol, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin küresel hegemonya hedefleri doğrultusunda şekillenmiş ve İsrail, Amerikan askeri-siyasi çıkarlarının bölgesel uygulayıcısı haline gelmiştir. İsrail’in Filistin ...

6 - 7 EYLÜL 1955: KIRILAN CAMLARIN ARDINDA KALAN SESLER

Tarih bazen yalnızca kitaplardaki satırlarda kalmaz; hala sokaklarda, evlerde ve insanların belleğinde yaşar. 6-7 Eylül 1955 Pogromu, İstanbul’un çokkültürlü yapısına derin bir yara açmış ve o yarayı tanıkların anlatıları hala dile getirir. İşte o gecenin tanıkları...  Rum Esnafın Hatırası “Babamın Beyoğlu’nda küçük bir dükkanı vardı. O gece camlar kırıldığında, komşularımızdan biri bizi evine aldı. ‘Korkmayın, ben buradayım’ dedi. Ama kalabalık büyüdükçe onun da yüzü soldu. Ertesi sabah dükkana indiğimizde raflarda hiçbir şey yoktu. Malları değil, babamın emeğini çalmışlardı. Babam sustu, uzun süre konuşmadı. Birkaç yıl sonra da Yunanistan’a gitmeye karar verdi. Biz İstanbul’u değil, İstanbul bizi kaybetti.” Ermeni Kadının Gözünden “Evimizin penceresinden aşağıyı seyrediyordum. Ellerinde bayraklarla gelen kalabalığı gördüm. Çocuklarımı odalarına sakladım. Kapımıza vuruldu, dualar ettim. Sonra komşumuz Mehmet Bey çıktı, ‘Burası Müslüman evidir’ diye bağırdı. Belki de hayatımızı o k...