Ana içeriğe atla

YA İSTİBDAT REJİMİ YA SOSYALİZM: TEK ADAM REJİMİNE KARŞI 1 MAYIS'IN ANLAMI

 "EMEK EN YÜCE DEĞERDİR"


1 Mayıs, dünya genelinde emekçilerin haklarını savunduğu, birlik ve dayanışma ruhunu yücelttiği bir gündür. Bu anlamlı gün, sadece çalışma koşullarının iyileştirilmesi için değil, aynı zamanda adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin de simgesidir. Tarih boyunca 1 Mayıs, emekçilerin mücadelesiyle şekillenmiştir. 1886’da Chicago’da işçilerin “8 saatlik iş günü” talebiyle başlattığı eylemler, bugün dünyanın dört bir yanında hak arayışının sembolü olarak yaşatılıyor. Türkiye’de ise bu gün, laikliğin, bağımsızlığın ve adaletin savunulması, 1 Mayıs'ın ruhunu oluşturmalıdır.


Bugün Türkiye’de emekçiler, tek adam rejimine, ekonomik krizin yükünü sırtlarına yıkma çabalarına ve haklarının gasp edilmesine karşı meydanlarda seslerini yükseltiyor. Bu nedenle, emekçilerin, gençlerin, kadınların yüzlerini sosyalizme dönme zamanıdır. Çünkü ne Cumhur İttifakı ne de Millet İttifakı, emekçilerin taleplerine yanıt olamaz.  


İktidar, elindeki zor ve güç aygıtlarıyla emekçileri susturmaya çalışıyor. Ancak tarih gösteriyor ki, hakikat ne kadar bastırılırsa bastırılsın, bir gün mutlaka patlar. 19 Mart Sivil Darbesi'nde halkın Ekrem İmamoğlu'ndan bağımsız olarak meydanlara, sokaklara çıkması, bunun en yalın örneğidir. 1 Mayıs meydanları da bu patlayışın en güçlü ifade merkezleri olmalıdır. İşçiler, öğrenciler, kadınlar, gençler ve tüm ezilenler, bir araya gelerek yalnız olmadıklarını burjuvaziye ve onun iktidarına göstermelidir.  


TEK ADAM REJİMİNE KARŞI HALK İRADESİ: LAİK, BAĞIMSIZ, SOSYALİST TÜRKİYE MÜCADELESİ


Yeni Anayasa gündemi ve AK Parti'nin otokratik yönetim anlayışı, emekçiler tarafından reddediliyor. Milyonlarca emekçi; bir avuç mutlu azınlık için sömürülüyor, ölüyor. Daha üç gün önce, on altı yaşındaki inşaat işçisi kardeşimiz intihar etti! Geçen sene Ağustos ayında, on altı yaşındaki bir başka inşaat işçisi kardeşimiz, alınmayan güvenlik önlemleri yüzünden iş cinayetine kurban gitti. Bu cinayetler saymakla bitmez. 


Hayatta kalanları, zorlu bir yaşam mücadelesi bekliyor. Ekonomik krizin faturası emekçilere kesiliyor. Emekçiler yoksullukla mücadele ederken, mutlu azınlıklar şatafat ve lüks içinde yaşıyor. 1 Mayıs, adaletsizliğe ve sömürüye karşı "Artık yeter!" deme günüdür. Meydanlarda, patronların ve siyasi iktidarın değil, emeğin ve alın terinin gücünün temsil edildiği gündür.  


1 Mayıs'ın, işçi bayramı olmasından öte bir anlamı vardır. 1 Mayıs, toplumsal dönüşümün ilk kıvılcımıdır. Bugün içinden geçtiğimiz süreçte; laikliğin tartışmaya açılması, bağımsız yargının yok edilmesi, tarikatların ve sermaye gruplarının devleti ele geçirdiği bir dönemde, 1 Mayıs'ta emek, laiklik, bağımsızlık, adalet, eşitlik ve özgürlük talepleri büyük bir önem taşıyor. Sosyalist Türkiye vurgusu bir hayalden öte, sömürüsüz, sınıfsız bir geleceğin zorunluluğunu ifade etmektedir.  


YAŞASIN 1 MAYIS

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARAŞ, ÇORUM, SİVAS: SİYASAL İSLAM'IN KIRIK AYNALARINDA TÜRKİYE'NİN YARALARI

VİDEO AÇIKLAMA: LEMAN DERGİSİNE YAPILAN SALDIRIDA ATILAN; KAHROLSUN LAİKLİK, YAŞASIN ŞERİAT SLOGANLARI Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme yolculuğu, derin toplumsal kırılmalar ve acılarla doludur. Maraş (1978), Çorum (1980) ve Sivas (1993) katliamları, bu kırılmaların en kanlı, en vahşi ve en travmatik tezahürleridir. Bu olaylar, sadece dönemlerinin şiddet patlamaları değil, aynı zamanda Türkiye'deki siyasal İslam'ın karmaşık, çok katmanlı ve rahatsız edici gerçekliğini anlamak için kırık aynalardır. Bu aynalara bakmak, tarihsel ve sosyolojik bir zorunluluktur. Yaralarımızla yüzleşmezsek, geleceği inşa edemeyiz. SOĞUK SAVAŞIN KARANLIK ÇOCUKLARI: MARAŞ VE ÇORUM Maraş ve Çorum, Soğuk Savaş'ın Türkiye'yi kasıp kavurduğu, sağ-sol çatışmasının zirve yaptığı, devletin "kontrgerilla" stratejileriyle iç içe geçtiği bir dönemin ürünüdür. Bu katliamlar, salt "dini" motivasyonlu olmaktan çok, "Türk-İslam Sentezi" ideolojisi etrafında şekillenen a...

ORTA DOĞU’DA SAVAŞIN YENİ PERDESİ: EMPERYALİZMİN VE SİYONİZMİN KARANLIK GÖLGESİ

İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği son saldırılar, yalnızca güncel bir kriz değil, aynı zamanda yaklaşık bir asırlık emperyalist dizaynın yeni bir evresidir. Bu saldırılar, bölge halklarının kaderini belirleyen tarihsel mücadelelerin, sömürünün ve direnişin bugünkü yansımasıdır. Savaş uçaklarının gölgesinde saklanan asıl mesele, enerji kaynaklarının, siyasal rejimlerin ve toplumsal yapının yeniden dizaynıdır. Bu dizaynı gerçekleştiren güçler de bellidir: Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi.  TARİHSEL ARKA PLAN: EMPERYALİZM VE SİYONİZM ORTAKLIĞI İsrail’in 1948’de kuruluşundan bu yana bölgede oynadığı rol, yalnızca Yahudi halkının bir devlet kurma hikayesi değildir. İsrail, Ortadoğu’da emperyalizmin ileri karakolu olarak örgütlenmiştir. İngiltere’den devralınan bu rol, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin küresel hegemonya hedefleri doğrultusunda şekillenmiş ve İsrail, Amerikan askeri-siyasi çıkarlarının bölgesel uygulayıcısı haline gelmiştir. İsrail’in Filistin ...

6 - 7 EYLÜL 1955: KIRILAN CAMLARIN ARDINDA KALAN SESLER

Tarih bazen yalnızca kitaplardaki satırlarda kalmaz; hala sokaklarda, evlerde ve insanların belleğinde yaşar. 6-7 Eylül 1955 Pogromu, İstanbul’un çokkültürlü yapısına derin bir yara açmış ve o yarayı tanıkların anlatıları hala dile getirir. İşte o gecenin tanıkları...  Rum Esnafın Hatırası “Babamın Beyoğlu’nda küçük bir dükkanı vardı. O gece camlar kırıldığında, komşularımızdan biri bizi evine aldı. ‘Korkmayın, ben buradayım’ dedi. Ama kalabalık büyüdükçe onun da yüzü soldu. Ertesi sabah dükkana indiğimizde raflarda hiçbir şey yoktu. Malları değil, babamın emeğini çalmışlardı. Babam sustu, uzun süre konuşmadı. Birkaç yıl sonra da Yunanistan’a gitmeye karar verdi. Biz İstanbul’u değil, İstanbul bizi kaybetti.” Ermeni Kadının Gözünden “Evimizin penceresinden aşağıyı seyrediyordum. Ellerinde bayraklarla gelen kalabalığı gördüm. Çocuklarımı odalarına sakladım. Kapımıza vuruldu, dualar ettim. Sonra komşumuz Mehmet Bey çıktı, ‘Burası Müslüman evidir’ diye bağırdı. Belki de hayatımızı o k...