Ana içeriğe atla

EMPERYALİZMİN SALDIRISI VE DİRENİŞ EKSENİ

28 Şubat 2026 sabahı, emperyalist güçlerin kanlı yüzü bir kez daha Ortadoğu’da kendini gösterdi. ABD’nin ve İsrail’in ortaklaşa başlattığı kapsamlı hava saldırıları, Tahran, İsfahan, Kum, Kerec ve Kirmanşah gibi kritik şehirleri hedef aldı. Patlamalar, dumanlar ve siren sesleri arasında “önleyici saldırı” kılıfıyla sunulan bu operasyon, aslında Büyük Ortadoğu Projesi’nin devamı niteliğindedir: İran’ın bağımsız duruşunu kırmak, direniş eksenini tamamen çökertmek, enerji kaynaklarını ve jeopolitik kontrolü ele geçirmek. Amaç nettir: İran’ın emperyalizme boyun eğmesi, gerekirse parçalanması.


Bu saldırı, yalnızca askeri bir harekat değil; aynı zamanda uzun yıllardır planlanan siyasi bir darbe girişimidir. Trump’ın “rejim değişikliği” çağrıları, İran halkını ayaklanmaya davet eden açıklamaları, uluslararası hukuku, egemenlik ilkesini ve insan onurunu ayaklar altına almaktadır. Filistin topraklarını işgal ve ilhak politikasına devam eden Siyonist İsrail, şimdi İran’ı da aynı yayılmacı emellerinin kurbanı yapmaya çalışmaktadır. Venezuela’da uygulanan ekonomik abluka, baskı ve işgal, burada askeri işgalle birleşerek emperyalist barbarlığın tüm çıplak yüzünü ortaya koymuştur.


Bölgesel barışa ve istikrara en büyük tehdit, haydut ABD’den ve ortağı İsrail’den gelmektedir. Emperyalizmin hedefinde yıllardır İran vardır çünkü İran, 1979 İslam Devrimi’nden beri anti-emperyalist ve anti-Siyonist bir duruşu benimsemiştir. Bu duruş, Direniş Ekseni adı verilen ideolojik olarak güçlü bir ittifakla somutlaşmıştır.


Direniş Ekseni’nin merkezi İran’dır. Devrim Muhafızları’nın (özellikle Kudüs Gücü) finansman, eğitim ve silah desteğiyle ayakta tuttuğu bu ağ; Lübnan Hizbullahı, Yemen’deki Husiler (Ansar Allah), Irak’taki Şii milis grupları (Kataib Hizbullah, Asaib Ehl el-Hak, Nuceba), Filistin’deki Hamas ve İslami Cihad gibi unsurlardan oluşur. Temel hedefler nettir: İsrail’in varlığına ve politikalarına karşı mücadele, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını sınırlamak, Filistin davasını desteklemek ve Şii toplulukların güvenliğini sağlamak.


Ancak 2023-2025 arası dönemde eksen ağır darbeler aldı. Gazze’de Hamas’ın askeri yapısı büyük ölçüde çökertildi, Hizbullah’ın güney Lübnan’daki altyapısı ve lider kadrosu tahrip edildi, Suriye’de Esad rejiminin düşmesiyle kara lojistik hattı kesildi, İran’ın kendisi nükleer tesisleri ve füze altyapısı nedeniyle İsrail saldırılarından zarar gördü. Bugün Direniş Ekseni, eskisi gibi “ateş çemberi” olmaktan uzak; Husiler Kızıldeniz’de hala aktif, Irak milisleri düşük yoğunluklu eylemler sürdürüyor, İran kalan vekillerine drone ve füze desteği vermeye çalışıyor. Ama koordinasyon ve caydırıcılık gücü ciddi şekilde aşınmış durumda. Birçok analist, “Direniş Ekseni’nin sonu” veya “paramparça” ifadelerini kullanıyor; geriye kalan ise ideolojik bir iddia ve düşük seviyeli direniş kapasitesi.


Bu kırılganlık karşısında susmak, emperyalizmin zaferini kolaylaştırmaktır. İran halkının, Direniş Ekseni’nin ve tüm mazlum milletlerin yanında durmak, barıştan ve adaletten yana durmaktır. Bu haksız savaşta Türkiye’nin tutumu hayati önemdedir: Ülkemizin hava sahası ABD ve İsrail uçaklarına derhal kapatılmalı, İncirlik ve diğer NATO üsleri komşu İran halkına yönelik saldırı için kullandırılmamalıdır. Aksi takdirde Türkiye, istemeden de olsa emperyalist bir savaşın parçası haline gelecek ve bölgedeki barışın yıkımında pay sahibi olacaktır.


Tarih, emperyalist saldırılara karşı direnen halkların zaferlerini de kaydetmiştir. Bugün Tahran’da yükselen dumanlar, yarın tüm bölgenin geleceğini tehdit eden bir yangının habercisidir. Emperyalizme karşı durmak, İran halkının onurunu savunmak demektir. Haydutça saldırganlığa karşı sesimizi yükseltmek, suskunluğun suç ortaklığından kurtulmanın tek yoludur. İran halkının, Filistin’in ve tüm ezilenlerin yanındayız çünkü bu mücadele, yalnızca bir ülkenin değil, insanlığın ortak mücadelesidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MARAŞ, ÇORUM, SİVAS: SİYASAL İSLAM'IN KIRIK AYNALARINDA TÜRKİYE'NİN YARALARI

VİDEO AÇIKLAMA: LEMAN DERGİSİNE YAPILAN SALDIRIDA ATILAN; KAHROLSUN LAİKLİK, YAŞASIN ŞERİAT SLOGANLARI Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme yolculuğu, derin toplumsal kırılmalar ve acılarla doludur. Maraş (1978), Çorum (1980) ve Sivas (1993) katliamları, bu kırılmaların en kanlı, en vahşi ve en travmatik tezahürleridir. Bu olaylar, sadece dönemlerinin şiddet patlamaları değil, aynı zamanda Türkiye'deki siyasal İslam'ın karmaşık, çok katmanlı ve rahatsız edici gerçekliğini anlamak için kırık aynalardır. Bu aynalara bakmak, tarihsel ve sosyolojik bir zorunluluktur. Yaralarımızla yüzleşmezsek, geleceği inşa edemeyiz. SOĞUK SAVAŞIN KARANLIK ÇOCUKLARI: MARAŞ VE ÇORUM Maraş ve Çorum, Soğuk Savaş'ın Türkiye'yi kasıp kavurduğu, sağ-sol çatışmasının zirve yaptığı, devletin "kontrgerilla" stratejileriyle iç içe geçtiği bir dönemin ürünüdür. Bu katliamlar, salt "dini" motivasyonlu olmaktan çok, "Türk-İslam Sentezi" ideolojisi etrafında şekillenen a...

ORTA DOĞU’DA SAVAŞIN YENİ PERDESİ: EMPERYALİZMİN VE SİYONİZMİN KARANLIK GÖLGESİ

İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği son saldırılar, yalnızca güncel bir kriz değil, aynı zamanda yaklaşık bir asırlık emperyalist dizaynın yeni bir evresidir. Bu saldırılar, bölge halklarının kaderini belirleyen tarihsel mücadelelerin, sömürünün ve direnişin bugünkü yansımasıdır. Savaş uçaklarının gölgesinde saklanan asıl mesele, enerji kaynaklarının, siyasal rejimlerin ve toplumsal yapının yeniden dizaynıdır. Bu dizaynı gerçekleştiren güçler de bellidir: Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi.  TARİHSEL ARKA PLAN: EMPERYALİZM VE SİYONİZM ORTAKLIĞI İsrail’in 1948’de kuruluşundan bu yana bölgede oynadığı rol, yalnızca Yahudi halkının bir devlet kurma hikayesi değildir. İsrail, Ortadoğu’da emperyalizmin ileri karakolu olarak örgütlenmiştir. İngiltere’den devralınan bu rol, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin küresel hegemonya hedefleri doğrultusunda şekillenmiş ve İsrail, Amerikan askeri-siyasi çıkarlarının bölgesel uygulayıcısı haline gelmiştir. İsrail’in Filistin ...

6 - 7 EYLÜL 1955: KIRILAN CAMLARIN ARDINDA KALAN SESLER

Tarih bazen yalnızca kitaplardaki satırlarda kalmaz; hala sokaklarda, evlerde ve insanların belleğinde yaşar. 6-7 Eylül 1955 Pogromu, İstanbul’un çokkültürlü yapısına derin bir yara açmış ve o yarayı tanıkların anlatıları hala dile getirir. İşte o gecenin tanıkları...  Rum Esnafın Hatırası “Babamın Beyoğlu’nda küçük bir dükkanı vardı. O gece camlar kırıldığında, komşularımızdan biri bizi evine aldı. ‘Korkmayın, ben buradayım’ dedi. Ama kalabalık büyüdükçe onun da yüzü soldu. Ertesi sabah dükkana indiğimizde raflarda hiçbir şey yoktu. Malları değil, babamın emeğini çalmışlardı. Babam sustu, uzun süre konuşmadı. Birkaç yıl sonra da Yunanistan’a gitmeye karar verdi. Biz İstanbul’u değil, İstanbul bizi kaybetti.” Ermeni Kadının Gözünden “Evimizin penceresinden aşağıyı seyrediyordum. Ellerinde bayraklarla gelen kalabalığı gördüm. Çocuklarımı odalarına sakladım. Kapımıza vuruldu, dualar ettim. Sonra komşumuz Mehmet Bey çıktı, ‘Burası Müslüman evidir’ diye bağırdı. Belki de hayatımızı o k...